Bu Hayat Sizin!

İnsanın ilk ilişkisi kendisiyle olandır. Yeni doğan bebekleri hiç kendi ellerini keşfederken izlediniz mi? Muhteşemdir, oynatırlar, şaşkın şaşkın bakarlar bunun kontrolü ben de mi gibilerinden. Keşke aynı heyecanı tüm yaşamımız boyunca yaşayabilsek, değişim halindeyken hergün kendimizi keşfetsek, yeniden tanışsak, her hareketimizin bir mucize olduğunun bilincinde olsak.

Özellikle sosyo-ekonomik yönden gelişmemiş ülkelerdeki pek çok kişi istediği işi değil, karnını doyuracak işi yapmak zorunda kalıyor. Bazıları ebeveynlerin gerçekleşmemiş hayallerini gerçekleştirmek zorunda kalıyor bazıları da üniversite sınavında puanın nereye tutarsa o mesleği seçmek zorunda kalıyor.

Bize doğduğumuzdan beri o kadar çok şey empoze edilir, o kadar çok “…malısın, …melisin” bombardımanı altındayızdır ki gerçekten ne istediğimizi çoğu zaman düşünmeyiz. Hatta empoze edileni kendi seçimimiz zannederiz de bunu fark etmeyiz bile. Bir de üstüne gereksiz bir sosyal sorgulama vardır. “Yaşın geldi artık, ne zaman evleniyorsun”, evlensen “çocuk zamanı geldi artık”, “eviniz kira mı, kendinizin mi?”.

Bir karikatür dergisinde bunu çok güzel tiye alan bir şey okumuştum: Düğünlerde, nişanlarda “eh hadi artık sıra sana geldi” diye sizi mıncıklayan yaşlı teyzelere siz de cenazelerde aynısını yapın diye.

Danışanlarım arasında sadece çevrenin sorgularından kurtulmak için hiç de hazır olmadığı halde çocuk sahibi olmaya kalkanlara, mutlu olmadığı bir işte on yıllardır çalışanlara, kendi yetenek ve isteklerinin farkına varmadan robot gibi yaşayanlara defalarca şahit olmaktayım. Doğal olarak bu durumun getirileri tükenmişlik, depresyon, motivasyon eksikliği, yaşama sevincinin azalması, verimsizlik, ilişkilerde sorun gibi şeyler oluyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir